Efe
New member
Evlilikte Ters İlişkinin Cezası Nedir? Rıza, Evlilik ve Hukuk Açısından Eleştirel Bir Bakış
Bu konu hakkında konuşurken en çok dikkatimi çeken şey, insanların “evliyse zaten hakkıdır” ile “evlilikte hiçbir cinsel sınır olmaz” gibi iki uç noktaya savrulması. Benim doğrudan yaşanmış bir evlilik deneyimim yok; dolayısıyla kişisel hayatımdan bir olay anlatıyormuş gibi davranmayı doğru bulmam. Fakat bu konudaki hukuki düzenlemeleri ve akademik tartışmaları incelerken şunu oldukça net gördüm: mesele aslında “ters ilişkinin” kendisinden çok, rıza olup olmadığı meselesidir.
Türkiye açısından soruya kısa cevap vermek gerekirse, iki yetişkin eşin karşılıklı ve özgür iradeleriyle cinsel ilişki yaşaması, sırf anal ilişki olduğu için başlı başına bir ceza suçu değildir. Buna karşılık eşlerden birinin rızası olmadan cinsel davranışta bulunulması, olayın niteliğine göre cinsel saldırı suçunu gündeme getirebilir. Türk Ceza Kanunu'nun 102. maddesi bu konuda oldukça açık bir ayrım yapıyor.
“Evlilik var, o halde rıza vardır” düşüncesi neden yanlış?
Bence tartışmanın en önemli noktası burası. Evlilik, taraflardan birinin diğerinin bedeni üzerinde sınırsız bir kullanım hakkı elde ettiği anlamına gelmez. Hukuken evlilik ile cinsel rıza birbirinden farklı kavramlardır.
Bir eş daha önce belirli bir cinsel davranışı kabul etmiş olabilir. Hatta uzun yıllardır evli olan bir çift arasında bu davranış daha önce defalarca gerçekleşmiş olabilir. Fakat bunların hiçbiri sonraki her olay için otomatik ve sürekli bir rıza anlamına gelmez.
TCK m.102/2, vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen cinsel saldırıyı nitelikli cinsel saldırı kapsamında düzenliyor ve bu fiilin eşe karşı işlenmesi halinde soruşturma ve kovuşturmanın mağdurun şikâyetine bağlı olduğunu açıkça belirtiyor. Bu düzenlemenin kendisi bile evlilik ilişkisinin cinsel dokunulmazlığı ortadan kaldırmadığını gösteriyor.
Dolayısıyla “eşim olduğu için bunu yapmak hakkım” şeklindeki bir yaklaşım hukuken savunulabilir bir başlangıç noktası değil. Asıl sorulması gereken soru “Tarafların özgür ve gerçek bir rızası var mıydı?” sorusudur.
Peki Türkiye'de cezası tam olarak nedir?
Burada “ters ilişkinin cezası” şeklinde tek bir rakam vermek yanıltıcı olur. Çünkü kanun, rızaya dayalı cinsel davranış ile rıza dışı cinsel saldırıyı aynı şey olarak değerlendirmiyor.
TCK'nın güncel 102. maddesine göre:
Cinsel davranışlarla bir kişinin vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi, genel olarak beş yıldan on yıla kadar hapis cezasıyla karşılanıyor; sarkıntılık düzeyinde kalması halinde ceza iki yıldan beş yıla kadar hapis olarak düzenlenmiş.
Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi halinde on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezası öngörülüyor.
Bu nitelikli fiilin eşe karşı işlenmesi halinde soruşturma ve kovuşturma mağdurun şikâyetine bağlı.
Kanunda sayılan bazı ağırlaştırıcı koşullarda ceza ayrıca yarı oranında artırılabiliyor.
Cinsel saldırı sırasında belirli ağır yaralama sonuçları ortaya çıkarsa ayrıca kasten yaralama hükümleri de uygulanabiliyor.
Fiil sonucunda mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi halinde kanun ağırlaştırılmış müebbet hapis öngörüyor.
Burada özellikle “on iki yıldan az olmamak üzere” ifadesine dikkat etmek gerekiyor. İnternette eski kanun metinlerinden alınmış “7-12 yıl” gibi bilgiler hâlâ bulunabiliyor. Bunlar güncel düzenlemeyi yansıtmıyor. Mevcut metin 2014 değişikliği sonrasındaki hükümleri içeriyor. TBMM'nin yayımladığı kanun metninde de eski düzenlemenin daha düşük ceza aralıklarıyla başladığı, sonrasında 6545 sayılı Kanun ile değiştirildiği görülebiliyor.
“Eşe karşı işlenirse zaten suç değil” iddiasındaki problem
Forumlarda sık rastlanan başka bir yanlış anlaşılma da “Eşler arasında tecavüz diye bir suç yok” şeklindeki genelleme. Türkiye'deki mevcut TCK düzenlemesi bu iddiayı desteklemiyor.
Tam tersine, TCK 102/2'de eşe karşı gerçekleştirilen nitelikli cinsel saldırı açıkça düzenlenmiş durumda. Buradaki önemli ayrıntı, eşe karşı işlenen bu fiilin soruşturulması ve kovuşturulmasının şikâyete bağlanmış olmasıdır. Yani “suç değildir” ile “şikâyet şartına bağlıdır” aynı şey değildir.
Gaziantep Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi'nde 2024 yılında yayımlanan akademik çalışma da özellikle eşe karşı cinsel saldırı suçunun maddi unsurlarını, yaptırımını ve şikâyet şartını inceliyor; ayrıca mevcut düzenlemenin uygulamada ortaya çıkarabileceği sorunları eleştirel biçimde tartışıyor.
Bence bu ayrım kamuoyunda yeterince bilinmiyor. İnsanlar bazen “şikâyet gerekir” bilgisini “kanun bunu suç kabul etmiyor” şeklinde yorumluyor. Oysa bunlar tamamen farklı hukuki meseleler.
Rıza gerçekten ne anlama geliyor?
Rıza, sadece açıkça “hayır” denmemesi değildir. Kişinin korku, baskı, tehdit veya çaresizlik altında kalmadan karar verebilmesi gerekir.
Örneğin eşlerden biri istemediğini söylediği halde diğer eşin baskı yapması, tehdit etmesi veya fiziksel zor kullanması halinde “ama sonunda karşı koyamadı” demek rızanın varlığını otomatik olarak göstermez. Tam tersine olayın bütün koşullarının değerlendirilmesi gerekir.
Bu noktada özellikle evlilik içindeki güç dengelerini de hesaba katmak gerekiyor. Ekonomik bağımlılık, tehdit, fiziksel şiddet geçmişi, sosyal baskı veya boşanma tehdidi gibi faktörler tek başına her olayda suçun unsurlarını otomatik olarak belirlemez; ancak olayın gerçek niteliğinin değerlendirilmesinde önemli olabilir.
Bu konu hakkında konuşurken en çok dikkatimi çeken şey, insanların “evliyse zaten hakkıdır” ile “evlilikte hiçbir cinsel sınır olmaz” gibi iki uç noktaya savrulması. Benim doğrudan yaşanmış bir evlilik deneyimim yok; dolayısıyla kişisel hayatımdan bir olay anlatıyormuş gibi davranmayı doğru bulmam. Fakat bu konudaki hukuki düzenlemeleri ve akademik tartışmaları incelerken şunu oldukça net gördüm: mesele aslında “ters ilişkinin” kendisinden çok, rıza olup olmadığı meselesidir.
Türkiye açısından soruya kısa cevap vermek gerekirse, iki yetişkin eşin karşılıklı ve özgür iradeleriyle cinsel ilişki yaşaması, sırf anal ilişki olduğu için başlı başına bir ceza suçu değildir. Buna karşılık eşlerden birinin rızası olmadan cinsel davranışta bulunulması, olayın niteliğine göre cinsel saldırı suçunu gündeme getirebilir. Türk Ceza Kanunu'nun 102. maddesi bu konuda oldukça açık bir ayrım yapıyor.
“Evlilik var, o halde rıza vardır” düşüncesi neden yanlış?
Bence tartışmanın en önemli noktası burası. Evlilik, taraflardan birinin diğerinin bedeni üzerinde sınırsız bir kullanım hakkı elde ettiği anlamına gelmez. Hukuken evlilik ile cinsel rıza birbirinden farklı kavramlardır.
Bir eş daha önce belirli bir cinsel davranışı kabul etmiş olabilir. Hatta uzun yıllardır evli olan bir çift arasında bu davranış daha önce defalarca gerçekleşmiş olabilir. Fakat bunların hiçbiri sonraki her olay için otomatik ve sürekli bir rıza anlamına gelmez.
TCK m.102/2, vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen cinsel saldırıyı nitelikli cinsel saldırı kapsamında düzenliyor ve bu fiilin eşe karşı işlenmesi halinde soruşturma ve kovuşturmanın mağdurun şikâyetine bağlı olduğunu açıkça belirtiyor. Bu düzenlemenin kendisi bile evlilik ilişkisinin cinsel dokunulmazlığı ortadan kaldırmadığını gösteriyor.
Dolayısıyla “eşim olduğu için bunu yapmak hakkım” şeklindeki bir yaklaşım hukuken savunulabilir bir başlangıç noktası değil. Asıl sorulması gereken soru “Tarafların özgür ve gerçek bir rızası var mıydı?” sorusudur.
Peki Türkiye'de cezası tam olarak nedir?
Burada “ters ilişkinin cezası” şeklinde tek bir rakam vermek yanıltıcı olur. Çünkü kanun, rızaya dayalı cinsel davranış ile rıza dışı cinsel saldırıyı aynı şey olarak değerlendirmiyor.
TCK'nın güncel 102. maddesine göre:
Cinsel davranışlarla bir kişinin vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi, genel olarak beş yıldan on yıla kadar hapis cezasıyla karşılanıyor; sarkıntılık düzeyinde kalması halinde ceza iki yıldan beş yıla kadar hapis olarak düzenlenmiş.
Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi halinde on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezası öngörülüyor.
Bu nitelikli fiilin eşe karşı işlenmesi halinde soruşturma ve kovuşturma mağdurun şikâyetine bağlı.
Kanunda sayılan bazı ağırlaştırıcı koşullarda ceza ayrıca yarı oranında artırılabiliyor.
Cinsel saldırı sırasında belirli ağır yaralama sonuçları ortaya çıkarsa ayrıca kasten yaralama hükümleri de uygulanabiliyor.
Fiil sonucunda mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi halinde kanun ağırlaştırılmış müebbet hapis öngörüyor.
Burada özellikle “on iki yıldan az olmamak üzere” ifadesine dikkat etmek gerekiyor. İnternette eski kanun metinlerinden alınmış “7-12 yıl” gibi bilgiler hâlâ bulunabiliyor. Bunlar güncel düzenlemeyi yansıtmıyor. Mevcut metin 2014 değişikliği sonrasındaki hükümleri içeriyor. TBMM'nin yayımladığı kanun metninde de eski düzenlemenin daha düşük ceza aralıklarıyla başladığı, sonrasında 6545 sayılı Kanun ile değiştirildiği görülebiliyor.
“Eşe karşı işlenirse zaten suç değil” iddiasındaki problem
Forumlarda sık rastlanan başka bir yanlış anlaşılma da “Eşler arasında tecavüz diye bir suç yok” şeklindeki genelleme. Türkiye'deki mevcut TCK düzenlemesi bu iddiayı desteklemiyor.
Tam tersine, TCK 102/2'de eşe karşı gerçekleştirilen nitelikli cinsel saldırı açıkça düzenlenmiş durumda. Buradaki önemli ayrıntı, eşe karşı işlenen bu fiilin soruşturulması ve kovuşturulmasının şikâyete bağlanmış olmasıdır. Yani “suç değildir” ile “şikâyet şartına bağlıdır” aynı şey değildir.
Gaziantep Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi'nde 2024 yılında yayımlanan akademik çalışma da özellikle eşe karşı cinsel saldırı suçunun maddi unsurlarını, yaptırımını ve şikâyet şartını inceliyor; ayrıca mevcut düzenlemenin uygulamada ortaya çıkarabileceği sorunları eleştirel biçimde tartışıyor.
Bence bu ayrım kamuoyunda yeterince bilinmiyor. İnsanlar bazen “şikâyet gerekir” bilgisini “kanun bunu suç kabul etmiyor” şeklinde yorumluyor. Oysa bunlar tamamen farklı hukuki meseleler.
Rıza gerçekten ne anlama geliyor?
Rıza, sadece açıkça “hayır” denmemesi değildir. Kişinin korku, baskı, tehdit veya çaresizlik altında kalmadan karar verebilmesi gerekir.
Örneğin eşlerden biri istemediğini söylediği halde diğer eşin baskı yapması, tehdit etmesi veya fiziksel zor kullanması halinde “ama sonunda karşı koyamadı” demek rızanın varlığını otomatik olarak göstermez. Tam tersine olayın bütün koşullarının değerlendirilmesi gerekir.
Bu noktada özellikle evlilik içindeki güç dengelerini de hesaba katmak gerekiyor. Ekonomik bağımlılık, tehdit, fiziksel şiddet geçmişi, sosyal baskı veya boşanma tehdidi gibi faktörler tek başına her olayda suçun unsurlarını otomatik olarak belirlemez; ancak olayın gerçek niteliğinin değerlendirilmesinde önemli olabilir.